Resimli Roman

Çizgi roman sevenlerin adresi
Zaman: 20 Kas 2017, 11:41

Tüm zamanlar UTC+02:00




Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 02 Oca 2011, 00:31 
Çevrimdışı
Resimli Roman Filozofu
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 08 Nis 2009, 02:16
Mesajlar: 307
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Konum: New Vegas
"Bone" çizgiromanı üzerine araştırma yaparken Kitapkokusu adlı bir siteye denk geldim ve Marmara Çizgi'nin editörü Emre Yavuz ile yapılan geniş bir röportajı okuma fırsatı buldum. 2011 yılıyla ilgili planlarının ve Türk çizgiroman piyasasına bakışlarınında genişçe konuşulduğu bu röportajı, gerekli izinler alınarak siz resimliroman severlerlede paylaşmaya karar verdim. Sitenin sorumlusu Ali Erdem Çelebi anlayışla karşıladı ve alıntının kaynağını belirterek üyelerimizle paylaşabileceğimizi samimi bir dille belirttiler. Kendilerine ve Kitapkokusu sitesine teşekkürlerimizi yolluyoruz.

Aşağıdaki söyleşi KitapKokusu.NET'ten alıntıdır. Yazının tüm hakları saklıdır. http://www.kitapkokusu.net

Kimeryalı Conan'ın Türkiye Temsilcisi ile Sohbet!

Resim

Şöyleşi köşemizin ilk konuğu, Conan, Yürüyen Ölüler, Red Sonja ve Berlin adlı çizgi romanların editörlüğünü yapan, aynı zamanda çevirmenlikle de uğraşan çizgi roman dünyasından, Emre Yavuz.

Sohbetimize başlamadan önce kayıt cihazımız bize güçlük çıkarıyor. Onu işler hale getirmeye çalışırken kayıt dışı konuşmalarımızı sürdürüyoruz. Emre ile sohbetimizi tamalayıp eve döndükten sonra metni deşifre etmeye başladığımızda görüyoruz ki aslında kayıt dışı sandığımız süre içerisinde de keyifli sohbetimiz kayıt altına alınmış. (Yürüyen Ölülerin çifter çifter çevrilmesi teklifimiz ve bunun umutsuz bir beklenti olduğunun dillendirilmesi de kayıtlara geçmiş...) Neyse sözü uzatmadan söyleşimize geçelim:

KitapKokusu.Net (KK): Editörlüğe nasıl başladınız?
Emre Yavuz (EY): Çocukluğumdan beri Conan serilerini okurdum ve o zamandan beri bir Conan takıntım vardı. Bu takıntım ile birlikte hayatımın bir noktasında Conan'a dair birşeyler yapma hedefim vardı. Sonra Conan'ın lisansörü ile yazışmaya başladım ki o zamanlar Marmara Çizgi ile çalışmıyorduk. Şartlar, telif hakları vs konusunda yazışmalarımız sürerken zaten daha önceden de tanışıklığımız olan Marmara Çizgi'nin sahibi Erdem Aydoğan ile görüşmeye başladık. Ben onlara Conan'ların lisans hakkı için yazıştığımı ve bu konuda çalışabileceğimiz teklifini ilettim onlar da kabul etti. Böylece başlamış olduk. Conan'ın çevirisini de özellikle ben yapmak istedim, çünkü o dile hakim olmak gerek. "Barbar" diline aşina olmak, Hyboria çağına ait terminolojiyi bilmek gerek. Kendim gibi bu konuda hassasiyeti olan İlke Keskin'i tanıyordum. O nedenle ona da birlikte çevirme teklifi ile gittim. O da teklifi kabul edince, eserleri yarı yarıya paylaştık ve düzeltmeleri de yapınca dil birliğini sağlamış olduk.

KK: Hazır yeri gelmişken merak ettiğimiz diğer bir soruyu da soralım. Çevirileri yaparken ve çevirilerin kontrollerini yaparken nasıl çalışıyorsunuz? Gerçi Conan ile ilgili eskiden beri aşina olduğunuz bir dil olduğunu söylediniz ama diğer eserlerin, Red Sonja, Berlin gibi, çevirilerinde nasıl bir yol izliyorsunuz?
EY: Aslında Berlin'i ve Red Sonja'yı ben çevirmedim. Berlin'i Almanya'da yaşayan bir arkadaşım - Seda Niğbolu - çevirdi ama Yürüyen Ölüleri de Conan'ın renkli maceralarını da ben çeviriyorum.

KK: (Burada baltayı taşa vuruyoruz ve usta bir manevrayla soruyu değiştiriyoruz.) O halde sorumuzu Yürüyen Ölüler ve Conan açısından tekrarlayalım ve sizin iş tanımınızda biraz da iç içe geçmiş olan çevirmenlik ve editörlük işlerini nasıl ayırdedebileceğimizi sorularıma ekleyelım?
EY: Dediğim gibi Conan ve Yürüyen Ölüler daha önceden orijinallerini okuduğum hikayelerdi, o nedenle hikayelere ve kullanılan dillere aşina idim. Yine de özellikle belirtmek gerekirse, Yürüyen Ölülerin ilk kitabında çeviri tam istediğim gibi olmadıysa da serinin diğer üç kitabında işler rayına girdi. İlk kitaptaki dağınıklık biraz toparlanmaya başladı. Karakterlerin yapısını ve ruh hallerini çözdükten sonra daha da rahat ilerliyorum. Açık konuşmak gerekirse Conan'ın dili daha ağır daha edebi - epik olduğu halde Yürüyen Ölüler beni daha çok zorluyor, çünkü daha güncel bir ağız, sokak argosu kullanılıyor. Conan'daki epik anlatımı günümüzden bağımsız bir anlatımla okuyucuya aktarabilirken, Yürüyen ölülerdeki güncel kullanımları birebir olarak Türkçe'ye sokak ağzıyla aktarmak oldukça zorlayıcı oluyor. Özellikle küfür ve argo kelimelerin Türkçe karşılıklarını bulmak için çok uğraşıyorum. Elbette bu çevirilerin karakterleri çok da Türkmüş gibi göstermemesi gerekiyor, ne de olsa karakterler Amerikalı!

KK: Dublajlı Amerikan filmlerinde yıllar yılı alışkın olduğumuz kalıp çeviriler vardır. Her türlü ağır küfür karşılığı "lanet olsun" veya "hay lanet" kalıbını kullanırlar...
EY: Yürüyen Ölülerde o yöntemi kullanmadım. Genelde küfürleri ufak bir sansürle kullandım. Araya yıldızlar koyarak. Eğer karakter küfür ediyorsa ediyordur, "lanet olsun" demek istemiyordur. Bazen küfrü lanet okuma için kullanıyorsa onu, "kahretsin" olarak çevirebiliyoruz. Karakterin ruh halini iyi tahlil edip küfürü yerli yerinde kullanmak gerekiyor.

KK: Peki, bu kullanımlar kitabın basılması sırasında sorun yaratmıyor mu? Ne de olsa yıldız da kullansanız herkes küfürün küfür olduğunu ve ne anlama geldiğini biliyor...
EY: Sonuçta metin olarak bir küfür yok, yani harfi harfine yazmıyoruz. Yıldız bir nevi oto - sansür aslında. Nasıl televizyonda sigara sahnelerinin mozaiklendiğini görüyorsak ve adamın ağzından duman çıktığını da görüyorsak, bu da onun gibi birşey. Aslında pek bir farkı yok.

KK: Gelelim aynı soruya: editörlük, çevirmenlik... farklar?
EY: Çevirmenlik birebir metni çevirip Türkçeye aktarmakken, işin editörlük kısmı devrik cümlelerin, anlam kargaşasının üstesinden gelmeye çalışmak; Anlam bütünlüğünü sağlamlaştırmaktır. Kitabın kapağının nasıl olacağını, baskıya giriş tarihini, kitabın baskısını, sayfa kalitesini ve baskıya hazırlanmasını editör düzenler. Kapak, künye, görüntü kalitesinin yurt dışı ile mutabakatını sağlamak da editörlük çalışmaları kapsamına giriyor. Örneğin Türkiye'de bastığımız Red Sonja'larda tavsiye edilen kapaktan farklı kapakları kullandık. Aynı şekilde, iki Red Sonja baskısında da Türk çizerlerin Red Sonja çizimlerini pin - up olarak kitabın en arkadaki kapak kısmına ekledik. İlk kitapta Yıldıray Çınar'la Mahmut Asrar'ın birlikte çizdiği bir çizimi koyduk, ikinci kitapta da Melike Acar'ın Marmara Çizgi için özel olarak çizdiği pin - up'ı kullandık. (Bu esnada arka fondan gelen bir kedi çığlığı ile irkiliyoruz. Hyboria çağından gelen vahşi kedilerin saldırısı ile günümüz yürüyen ölüleri arasında sıkışıp kalmışlıkla bir sinir bozukluğu yaşıyor ve söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.) Yıldıray ve Mahmut'un pin-up'ı önceden çizilmiş bir şeydi ve benim çok hoşuma gitmişti. Kitapta kullanmak için rica ettim, sağolsunlar bizi kırmadılar. Melike'nin çizimi özel olarak bizim için yapıldı.

KK: Marmara Çizgi ile çalışırken, yayınlayacak olduğunuz çizgi romanları nasıl seçiyorsunuz? Örneğin Berlin'e nasıl karar verdiniz?
EY: Aslında bu da editörlüğün diğer işlerinden bir tanesi: basılacak olan kitaba veya seriye de karar vermek. Mesela Yürüyen Ölüler'e karar vermek belli bir riski almayı gerektiriyordu. Biz bu seriye karar verdiğimizde dizinin çekilme kararı henüz verilmemişti, sadece çok sevdiğimiz ve sürükleyici bir hikayeydi. Üstelik, zombi hikayesi basmak Türkiyede denenmemiş bir işti. Biz de denemek istedik, üstelik bu riski alırken bu işi yarıda bırakamayacağımızın da farkındaydık. Devam eden bir seriyi yarıda bırakmak prestij kaybı anlamına gelecekti. Sonuçta seriye inandık ve başarılı da olduk. Hatta diyebilirim ki bu en popüler serilerimizden bir tanesi...

KK: Peki basılacak eserin renkli mi siyah beyaz mı olacağına da siz mi karar veriyorsunuz?
EY: Yok hayır, kitabın orijinaline sadık kalmak zorundayız ki bunu tercih ediyoruz zaten.

KK: Conanlar? Bildiğimiz kadarıyla bunların renklileri de siyah beyazları da vardı?
EY: Eski basımlar siyah beyaz, yani 70'lerde basılanlar. Şimdi, yeni baskıların da telif haklarını aldık. Onlar, renkli. "Conan the Cimmerian" serisi de renkli olarak 2011 Ocak - Şubat gibi çıkacak. 2005'te başlamış olan yeni Red Sonja serisinin yani yeni yazar ve yeni çizerlerle, orijinal Robert E. Howard metnine sadık olarak çizilmiş daha doğrusu uyarlanmış serilerin de yayın haklarını aldık.

KK: Kağıt kalitesinde durum nedir? Saman - kuşe?
EY: Eskiler çoğunlukla (tahminimce) telifsiz basıldığı için, beğenilen eserler teksirle çoğaltılıp basılıyordu. O nedenle de çok ucuzdu. Yeni çıkanların telif hakları ödendiğinden ve belli bir baskı kalitesinin tutturulması gerektiğinden biraz da pahalı olarak satışa sürülüyor. Biz eseri baskıya hazırlarken orijinal kağıt nasılsa ona en yakınını bulmaya çalışıyoruz, ama her zaman bu mümkün olmuyor o nedenle de bazen daha kaliteli kağıt kullandığımız bile oluyor. Conanlarda onu yaptık, daha iyi kalite kağıt kullandık.

KK: Peki bu çabaya karşılık eserlere ilgi alaka nasıl? Satış sonuçları?
EY: Sonuçlar beklediğimizden iyi denebilir. Conan'ın ilk baskısı tükenmek üzere. Aslında bu eserler klasik eserler gibi, mesela bir Dostoyevski veya Tolstoy hiçbir zaman best - seller olmaz ama her zaman satılır. Conan da aynı şekilde. İlk defa orijinal yayın sırasıyla basıldığı ve çevirileri de daha düzgün olduğu için aslında satın alınmaya ve arşivlenmeye değer. Özellikle çevirinin özgün metine sadakatine çok dikkat ediyoruz. Ben geçmiş yıllardaki çevirileri de inceledim. Gerçekten sadece balonu doldurmak için resme bakarak uydurma metinler yazıldığı bile olmuş. Örneğin, Conan'ın bir karesinde Conan atına binerek, "Şimdi Nemedia'ya gitmeliyim" derken, eski baskıda, çizime bakarak "Şimdi atıma bineyim" diye baloncuğun doldurulduğunu biliyorum. Böyle örnekleri gördük.

KK: Conan, Yürüyen Ölüler ve Red Sonja fantastik edebiyattan örneklerken Berlin'in çizgisi biraz daha farklı?
EY: Çıtayı yükseltme hedefim hep vardı. Berlin de Robinson Crusoe'da birlikte çalıştığım birkaç arkadaşın önerisiyle oldu aslında. Burçin adlı bir arkadaşımızın 2008 yılında bir sohbet sırasında "Berlin" Türkiye'de de basılsa" şeklinde kurduğu bir cümleden sonra bu eser aklımdan hiç çıkmadı. Berlin gerçekten çok güzel bir hikaye. Yine de bu eseri ilk basılacak eserler arasına almadık çünkü biraz da yayınevi olarak markalaşmayı bekledik. Marmara Çizgi'nin marka olarak piyasada tanınırlığını ve sağlamlığını sağladıktan sonra bu derece ciddi bir konuyu ele alan bir eseri biraz da markanın güvenilirliğini arkamıza alarak basmak istedik. Şimdi de sırada Jeff Smith'in "Bone" serisi var. O da bağımsız bir seri ve birçok da ödül almış. Türkiye'de tanınmış bir seri olmamakla birlikte onun da ilk kitabını kasım - aralık gibi piyasaya sürmeyi planlıyoruz. Onu da Berlin boyutunda, bağımsız Amerikan çizgi romanı statüsünde basmayı planlıyoruz.

KK: Japon - Manga tarzında eserler basmayı düşünmüyor musunuz?
EY: Aslında vardı, özellikle samuray hikayeleri için. Japonlardan telif almak oldukça zor. Japon yayınevlerinin Amerika'daki temsilcileri ile temasa geçtik. Yine de onların basım adetleri oldukça fazla.

KK: Sayı vermek gerekirse?
EY: Çok popüler serilerin basım rakamları milyonu bulabiliyor örnek vermek gerekirse Naruto, Bleach falan...

KK: (İster istemez bir ıslık koyveriyoruz...)
EY: Dünya genelinde ilk baskı bir milyonu buluyor ve 27 baskıya kadar çıkıyor. Gerçi sonraki baksılar bir milyon oluyor mu tam bilemiyorum ama... Biz Türkiye'de bir baskıyı 2.000 civarında yapıyoruz ki bu da ilgilerini çekmiyor. Bizim tekliflerimize henüz bir cevap gelmiş değil. Yine de kovalamaya devam ediyoruz. Aslında çizgi romanların Türkçe basılacak olması onların oldukça ilgisini çekiyor. Berlin'de bunun ilginç bir örneğini yaşadık. Eserin telif hakları Almanya'da. Onlarla yazışmalarımız sonrasında kitabın yazarına eserin Türkçe basılacağını söylediklerinde yazar (Jason Lutes) buna oldukça şaşırmış ve sevinmiş. Şimdi yazar bizden Türkçe baskıları bekliyorlar.

KK: Peki Türkiye'de manga türünde basılan Shakespeare eserleri? Onlar da yüksek sayılarda mı basılıyor?
EY: Onlar İngiliz baskıları ve aslında yetişkinlerden ziyade gençleri ve çocukları hedef alan baskılar. Ne de olsa Shakespeare İngilizlerin milli kahramanı ve gençlere ulaşmak ve tanıtmak adına böyle bir yöntem izliyorlar, çizerleri de İngiliz. Yurt dışında hal böyleyken maalesef ülkemizde bir kesim tarafından "ben Shakespeare okudum" diyebilmek için satın alınıyor.

KK: Bu noktada aklımıza NTV'nin basmış olduğu klasik eserlerin çizgi roman uyarlamaları geliyor. Bu konuda ne düşünyorsunuz?
EY: Bazıları - Machbeth gibi - yukarıda bahsettiğimiz sınıfa girmekle beraber oldukça profesyonel çalışmalar. NTV bu işi en düzgün yapan yayınevlerinden, belli bir çizgiye sahipler, işi bakkallaştırmıyorlar. Ne yazık ki NTV'nin bu başarısını görüp ortalığı "çöp"le dolduran birçok yayınevi de var. Çirkin baskılar, ucuz olduğu için seçilmiş baskılar... NTV, Yapı Kredi gibi kaliteli yayınlar piyasayı olumlu yönde tetiklerken, diğer kalitesiz baskı yapanların olumsuz etkileri oluyor. Kalitesiz yayınları görenlerin çizgi romanlar hakkında olumsuz bir önyargısı oluşabiliyor.

KK: NTV fiyat / kalite olarak da oldukça başarılı. Son dönemde yapılan Türkçe romanların çizgi roman uyarlamalarını da görmeye başladık. Örneğin Ayşe Kulin'in Veda adlı eseri. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
EY: Maalesef bu da benim açımdan kötü örneklerden. Romanın kendisine elbette saygım sonsuz ancak çizim kalitesi olarak oldukça düşük. Sonuçta çizgi roman oluşturmak film çekmeye benziyor. Aslında çizgi roman her ne kadar bir sanat dalı olarak tanımlanmasa da 9. Sanat olmak yönünde ilerliyor. Sadece çizim yapmak yetmiyor. Nasıl ki bir filme story board hazırlanıyorsa bir çizgi romanda da olayları film karesi gibi görüp kağıda aktarabilmek gerekiyor. Yerli çizerlerin bu konuda çok iyi çalışmaları da var.

KK: Marmara Çizgi olarak sizin yerli çizerlerle çalışmak gibi planlarınız var mı?
EY: Görüştüğümüz birkaç genç çizer var. Henüz bitmiş işler yok. Karşılıklı bir heves ve istek var ama henüz bitmiş bir iş olmadığından teklif noktasındayız. Bitmiş bir işle gelmeleri halinde bir sonuca varabiliriz. Bekliyoruz.

KK: Marmara Çizgi'den önümüzdeki dönemde bekleyebileceğimiz çizgi romanlar var mı?
EY: Biraz önce de belirttiğim gibi "Bone" var. Onun haricinde de elimizdeki serileri bir süre daha devam ettireceğiz: Conan, Red Sonja, Kimeryalı Conan, Berlin, Yürüyen Ölüler. Yeni bir seriye girmeden 2011 yılını genel olarak bunlarla geçireceğiz. Sıradışı bir gelişme olmadığı sürece 2012 yılına kadar bunlar haricinde bir planımız yok.

KK: Yürüyen Ölüler 5'i ne zaman bekleyelim?
EY: Onu da bu yılın Aralık ayı içerisinde çıkarmayı planlıyoruz.

KK: Bu sene Tüyap fuarında bir gözlemimiz oldu. Çizgi roman ve fantastik kurgu roman alanında yükselen bir eğilim var gibi. Bu konuda görüşünüz?
EY: Çizgi roman 50'lerdeki Golden Age, 70'lerdeki Silver Age dönemini 2000'lerde devam ettiriyor. Yeni bir altın çağ hem Amerika'da hem de Avrupa'da yeniden yaşanıyor gibi. Bunda sinema sektörünün etkisi büyük. Zira Hollywood çizgi romanları teknoloji desteğiyle yeniden ve hızlı bir şekilde beyaz perdeye aktarıyor ve popülarite bu sayede artıyor. Örneğin, Batman, Spider Man gibi belirli bir kitlesi olan eserlerin yanında bir yığın bağımsız hikaye de sinemaya aktarılıyor. Örneğin RED, V for Vendetta, Watchman, 300 bunlardan birkaçı. Ekstra bir senaryoya ve stroyboarda gerek kalmadan kolayca ortaya bir film çıkarılabiliyor. Örneğin V for Vendetta, Watchman veya Yürüyen Ölüler'in dizisi yayınlandıktan sonra satışlarda artışlar oldu.

KK: Çizgi romanın sinemaya aktarıldığı örnekler içerisinde sizin favorileriniz ya da kötü olduğunu düşündükleriniz?
EY: V for Vendetta uyarlama olarak pek başarılı değildir. Çizgi roman alt metinleri açısından oldukça derin ve politiktir oysa filmi daha aksiyon ağırlıklı idi, ama 300 spartalı oldukça başarılıdır. Sincity, Hulk, Chritopher Nolan tarafından çekilen Batmanler oldukça iyi uyarlamalar olmakla birlikte, Wolverine çok kötüdür. Örümcek Adam çizgi romanı ile karşılaştırıldığında oldukça çocukçadır. Fantastik Dörtlü uyarlamaları fena değildir. Bununla birlikte, Punisher'ın 2. filmi oldukça başarılı bir uyarlama olmakla birlikte Türkiye'de gösterime dahi girmemiştir.

KK: Sizin favoriniz olan çizgi roman kahramanları?
EY: Benim favorim olan karakterler biraz daha anti kahraman özelliği olan kahramanlardır. Wolverine, Punisher, Hulk gibi... hem kendi içlerinde hem de dışa karşı mücadelelerini sürdüren kahramanlar. Conan'da ise hayata dair Robert E. Howard ve Roy Thomas'tan kaynaklı derinliğe sahip bir açılım olduğundan Conan'ın benim için yeri ayrıdır.

KK: Size yönelteceğimiz sorular genel olarak bu kadar. Size bu hoş sohbet için teşekkür ediyoruz. İlerleyen dönemde yeni çizgi romanlarda ve farklı sorularda tekrar bir araya gelmek üzere diyoruz. Bize zaman ayırdığınız için tekrar teşekkürler...
EY: Ben teşekkür ederim.

Yukarıdaki söyleşi KitapKokusu.NET'ten alıntıdır. Yazının tüm hakları saklıdır. http://www.kitapkokusu.net

_________________
"I've seen things you people wouldn't believe.Attack ships on fire off the shoulder of Orion.I watched C-beams glitter in the dark near the Tannhäuser Gate.All those moments will be lost in time like tears in the rain.Time to die." Roy Batty; a night in November 2019; Somewhere in Los Angeles


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 1 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+02:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye