Resimli Roman

Çizgi roman sevenlerin adresi
Zaman: 26 Eyl 2017, 13:06

Tüm zamanlar UTC+02:00




Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 24 Eki 2013, 19:58 
Çevrimdışı
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 May 2006, 06:01
Mesajlar: 3196
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Şehir: kuşadası
Çevirmenliğe nasıl başladınız ve çizgi roman çevirmeye nasıl karar verdiniz?

Çevirmenliğe Gök-Dil İngilizce kurslarında öğretmen olarak çalışırken (sanırım 1991 yılıydı) Milliyet gazetesiyle birlikte düzenlenen bir promosyon kampanyasında Resimli Dünya Klasikleri'nden 10 tanesini çevirerek başladım. Tashih ve redaksiyonlar için gazeteye gidip gelirken çevirmenliği ya da basınla ilgili bir şeyler yapmayı öğretmenlikten daha çok sevebileceğimi fark ettim. Ama sırf çeviri yaparak geçinemeyeceğimi bildiğim için öğretmenliği sağlam bir kapı olarak görüp çevirmenliği de ikinci işim olarak sürdürmeye karar verdim. Milliyet promosyon kampanyasının arkasından Antrakt sinema dergisine çevirdiğim film eleştiri ve tanıtımları geldi. Ardından Korsan Yayınları'nın kapısını çaldım ve Orhan Kahyaoğlu'yla tanıştım. Bu benim için bir anlamda deli cesaretiydi çünkü o zaman bu kadar girgin biri değildim. Yayınevlerine çeviri yapma girişimim böyle gerçekleşti. Korsan Yayınları'na müzik kitapları Parantez Yayınları'na Jack Kerouac kitapları başta olmak üzere çeşitli çeviriler yaptım. Yeni adımlarımı hep bir önceki işimi ya da işlerimi referans göstererek atmaya çalıştım. Bu arada 1994 yılında Express dergisine bir Teks yazısı yazdım ve o dergide çizgi roman bölümünü hazırlayan diğer arkadaşlarla birlikte underground çizgi roman dergisi Darkwood Sakinleri'ni çıkarmaya başladık. Darkwood kadrosundayken Oğlak Yayınları'nın bir Teks albümü çıkarmaya hazırlandığını duydum. Sonra o proje uzun süre ertelendi o zaman ben hiçbir biçimde dahil değildim; bir iki yıl sonra (1999 yazı) Teks'in çıkmak üzere olduğunu öğrenince son dakikada yine bir deli cesaretiyle Oğlak'ın sahibi Raşit Bey'e (Raşit Çavaş) telefon açtım çalışmalarımdan söz ettim ve o kitaba bir biçimde katkıda bulunmak istediğimi söyledim. Bu arada sırf çizgi roman okuyabilmek için (çünkü seksenlerin sonlarına doğru İtalyan çizgi romanları Türkiye'de yayımlanmamaya başlamıştı) İtalyan Kültür'e devam edip temel seviyede de olsa İtalyanca öğrenmiş birkaç kez İtalya'ya gidip bavullar dolusu çizgi roman getirmiştim. İşte bunları da referans göstererek Raşit Bey'le görüştüm. Bana madem Teks'e bu kadar hakimsiniz son okumasını size veririz dedi. Teks'in çevirisi Teks'e ve çizgi romana uzak biri tarafından yapılıyordu. Balonlardan birinde Teks "Aman Yarabbi!" diyordu başka bir örnek vermeye gerek görmüyorum. Bu tür müdahalelerimden sonra Oğlak'ın daha doğrusu Maceraperest Çizgiler'in (MÇ) çizgi roman yayın danışmanlığı teklif edildi ve sevinçle kabul ettim. Ayrıca çizgi romanlarla birlikte verilen Maceraçizgi eklerini de ben hazırladım. Çizgi roman çevirmenliğine başlamamın "kısa"(!) öyküsü budur.

Hangi çizgi romanı çevireceğinizin kararını siz mi verdiniz eğer evetse özellikle o çizgi romanı çevirmek istemenizin nedenleri nelerdir?

Teks'in yayımlanmasına zaten karar verilmişti ama MÇ benimle en baştan sıfırdan da başlasaydı ben yine Teks'i önerirdim çünkü Teks benim her zaman için en sevdiğim çizgi roman olmuştu. Devamında benim -yayın danışmanı sıfatımla- tavsiye ettiğim Martin Mystere (MM) Dylan Dog (DD) Nathan Never (NN) dizileri geldi. Çünkü bunlar format olarak da (büyük boy 240 sayfa tam macera.) Teks'e uyuyordu. Ardından 40'ıncı yılını kutlamak için Efsanevi Zagor Maceraları kitabı yaptık. Efsanevi Maceralar dizisini Teks Mister No için de uyguladık. Sonra JuilaDampyr gibi serileri başlattık. Bunlar hep Boneli çizgi romanlarıydı.

Yayınevi ile ilişkileriniz nasıl gelişti ve sözleşme süreci nasıl işledi?

Bu soruya yukarıda cevap verdim sanıyorum ama sözleşme gibi bir şey olmadı. Her şey el sıkışma üzerineydi ama bugün baktığımda keşke bir sözleşme imzalasaydım diyorum. Yayıneviyle ilişkilerimi biraz daha detaylandırmam gerekirse şunları ekleyebilirim: MÇ'in hem -tek- çevirmeni hem de yayın danışmanıydım. Yaptığım çeviriler ve sunuş yazılarım son olarak Raşit Bey tarafından okunuyordu.

Çeviri sürecine hazırlık olarak neler yapıyorsunuz kullandığınız yardımcı kaynaklar nelerdir?

Bir ön hazırlık yaptığımı söyleyemem. Türkiye kronoloji olarak İtalya'yı epey bir geriden takip ettiği için çeviri sırası gelen çizgi romanları zaten daha önceden okumuş ve konusunu biliyor oluyordum. Sonra bilgisayarın başına oturup çevirmek kalıyordu. 114 sayfalık bir çizgi romanı -eğer o gün başka bir işle bölünmezsem- bir günde bitirebiliyordum. Yalnız şunu söyleyeyim bu kısım ilginç gelebilir İtalyan Kültür'e yalnızca bir kur devam ettim. Çeviri yapabilecek düzeye gelmemi kendi çabalarıma ve daha önceden İngilizce'den çeviriler yapmama borçluyum. İtalyancanın büyük bölümünü tek başıma öğrendiğim için konuşma ve yazma becerilerim sıfıra yakındır. Kullandığım en "yararlı kaynak"sa İtalyanca - Türkçe sözlüğümdür ©. Kaç tane sözlük parçaladım inanamazsınız.

Çeviri sürecinde ve öncesinde size destek olan birileri oldu mu (Editör redaktör .vs) eğer olduysa bu süreç nasıl işledi?

Dediğim gibi tek çevirmen ve yayın danışmanı ben olduğum için böyle bir yardım almadım. Zaten editör sıfatıyla yayınevini yönlendiren kişi de bendim. Ama kullandığım dilin yayınevinin kullandığı dile uygun düşmesi için son okumayı Raşit Bey yapıyordu. Oğlak'ın diğer kitaplarında kullanılan dilin çizgi roman çevirilerinde de geçerli olması isteniyordu. Örneğin "duymak" yerine "işitmek" sözcüğünde ısrar edilirdi. Böyle birtakım ısrarları olurdu.

Yayınevleri ile çalışma biçimlerinizden biraz bahseder misiniz?

Bu soruyu tam anlayamadım ama anladığım kadarını yazayım. Bir kere sonunda zarara uğrayabiliyorum ama yayınevleriyle çalışmam karşılıklı güvene ve el sıkışmaya dayalı oluyor. Bir de Korsan'dan bu yana (Parantez ^ Darkwood ^ Kamer ^ Oğlak ^ İş Bankası Kültür Yayınları ^ Bilge Karınca ^ Merkez Kitaplar.) hep dışarıdan da bir biçimde tanıdığım tanıştığım kişilerle çalıştım/çalışıyorum. Teklif genelde onlardan geliyor bize şu kitabı çevirir misin diye. İlgi alanıma giren kitapları çevirmek hoşuma gidiyor. Şimdiye kadar hiçbir zaman örneğin İngiliz Edebiyatı Klasikleri'ni çevireyim diye bir arzum olmadı. Nasıl olsa onları çevirmek isteyen pek çok kişi var. Çizgi roman gibi birçoklarının burun kıvıracağı küçümseyeceği şeyleri çevirmek daha çok hoşuma gidiyor. İlk çıkan çeviri kitabım Mick Wall'ın yazdığı Guns n' Roses kitabıdır (Korsan Yayınları) örneğin. İçinde en galiz küfürler geçer. Onu da biraz anlatayım: İlk çalışmam olduğu ve kitabın başına toplatılmak yayımcısına dava açılması gibi kötü bir iş gelmemesi için geçen küfürleri yumuşatayım dedim dershanede bir arkadaşım küfür dolu bir kitabı çevirince kendini çevirmen oldum mu sanıyorsun dedi diye sinirlenip küfürleri olduğu gibi çevirdim ve o kitap haliyle çıktı.

Belirli bir çeviri stratejiniz var mı?

Bunun ölçüsünü belirlemek bazen güç olsa da çeviri kokmayan ama bununla birlikte Türk'lerin kendilerine has deyişlerine yer vermeyen bir tarz belirlemek gerekiyor. Şöyle bir örnek vereyim biraz kaba olacak ama çevrilmiş bir metinde "ulan" sözcüğünü görmek beni çok rahatsız eder. Çünkü "ulan" buram buram Türkçe kokan bir ifade ve bunu bir Amerikalı'nın ya da İtalyan'ın söylemeyeceğini bilirsiniz. Artık bu kadarı da olmaz dedirten örnekler de var"Hanyayı Konyayı anladı" gibisinden. Bunu bir Türk gayet rahat söyler ama yabancı birinin bir atasözü ya da özdeyiş olarak bunları söylemesi akla hayale gelmeyecek şeylerdir. Bu örnekleri vermemin nedeni maalesef çevirilerde sıkça karşılaşıyor olmam. Mesela geçenlerde bir filmin çevirisinde "karaFATMA" ifadesiyle karşılaştım. Hamamböceği gibi bir ifade dururken "karafatma"nın kullanılmış olması beni çok rahatsız etti. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Aşırı Türkçe ve/veya yerel ifadelerden kaçınmak gerek. Bunun dışında elbette konuşan kişinin eğitim durumu eğilimleri mesleğivesaire bunlar hep dikkate alınması gereken şeyler. Benim çeviri yaparken dikkate aldığım okur kesimi kültürel olarak ne çok yukarıda ne de çok aşağıda olan ortalama seviyedeki okurlar. Hiçbir zaman birebir çeviri yapmıyorum ama metinden uzaklaşmamaya kendi yorumumu katmamaya çalışıyorum. Ama durup kendi kendime "Bu cümleyi ben söyleseydim nasıl söylerdim" diye sorduğum oluyor. Bir de çevirdiğiniz bir cümleyi yüksek sesle okuduğunuzdaözellikle diyalog çevirisiyse sakıncalı yerlerini daha iyi anlıyorsunuz. Bunun dışında kesin olarak bilmesem de dönem dönem çizgi roman çevirilerine çevirmenin siyasi yorumlarının da katıldığını duydum ama dediğim gibi bu kesin bir bilgi değil.

Çeviri sürecinde en sık karşılaştığınız güçlükler nelerdir?

Zaman daha doğrusu zamansızlık. Çeviri gibi sorumluluğu büyük bir işi dar vakitte tamamlayıp hata yapmaktan çok korkuyorum. Bir de ne olursa olsun aklınızı tamamen o işe vermeniz gerekiyor. Yine zaman sorununa dönüyorum ama örneğin yarın 15 sayfa çeviri yapacaksanız gün boyunca başka bir işe zaman ayırmamanız örneğin benim durumumda bir sonraki günün dersini nasıl hazırlayacağınızı düşünmek zorunda olmamanız gerekiyor. Dile yeni girmişTürkçede karşılığı olmayan ya da sizin bilebileceğiniz ama okurun bilemeyeceği kullanımlarla karşılaştığınızda neler yapmanız gerektiğine karar vermek de çok zor. Teknik olarak yaşadığım bir başka sıkıntı şiir ve şarkı sözü çevirilerinde karşıma çıkıyor. Yaptığım hiçbir şiir ve şarkı sözü çevirisinden memnun kalmamışımdır çünkü ne şairim ne de şarkı sözü yazarı. Bir dizeyi alıp bire bir çevirdiğinizde Türkçesi bir şey ifade etmiyor şairin ya da şarkı sözü yazarının zihnine girip "Bu adam bunu söylemek istemiş" biçiminde yorum katarak çevirdiğinizde orijinal metne müdahale etmiş oluyorsunuz ve buna hakkınız olup olmadığı tartışılır ama zaman zaman bu tür çeviriler de geldiği oluyor elinizde olsa hayır diyeceğiniz işler bunlar ve bir biçimde kabul etmek zorunda kalıyorsunuz (hayır maddi kaygılar da değil sizi o işi yapmaya mecbur bırakan şartlar öyle gerektiriyor mesela sizden önce birkaç çevirmenden ret cevabı almış ve zamanları çok az kalmış oluyor). Bu arada şunu da açıklayayım çeviride yüksek lisans yapan biri olarak yukarıda sıraladığım bu sorunlara sizin daha geçerli bir yanıtınız olduğuna eminim ama ben özel bir çeviri eğitimi almadım. Amerikan Filolojisi'nin programında yer alan çeviri dersleri dışında bir çalışmam olmadı. Orada da teknik eğitimini değil her derste çeviriler yaparak pratiğini görme imkânımız oldu o kadar.

Çeviri sürecinde yaşadığınız kültürel aktarım güçlüklerini nasıl aşıyorsunuz? Mümkünse yaşadığınız bu güçlükleri ve nasıl aştığınıza dair bir kaç örnek verebilir misiniz?

Oğlak'ta çalışırken bu tür sıkıntılarla sık sık karşılaştığımı söyleyebilirim. Hemen aklıma gelen bir örnek: Dylan Dog çizgi romanında Groucho adlı bir yan karakter vardır ve bu karakter ülkemizde Üç Ahbapçavuşlar adıyla bilinen Marx kardeşlerin (Groucho Harpo Chico. biri daha vardı unuttum) birinden esinlenilerek yaratılmıştır. Ülkemizde eğer sinemaya klasik komedi filmlerine aşina biri o karakteri Groucho Marx olarak değil ünlü dublaj sanatçısı Ferdi Tayfur'un yorumuyla "Arşak Palabıyıkyan" adıyla bilir. O yüzden biz de Groucho yerine Arşak adını kullanalım dedik. Çoğu kişi benimseyemedi. Hatta Rodeo Yayıncılık DD serisine başladığında Groucho isminde karar kıldı. Bu konuyla ilgili bir not daha: DD altı sayı olarak Amerika'da Dark Horse Comics tarafından da yayımlandı MM ve NN'la birlikte. Dark Horse da Groucho'ya müdahale etme gereği duydu ve bilgisayarda bıyıklarını kazıyarak adını da Felix'e çevirerek yayımlama kararı aldı. Sanırım telif haklarıyla ilgili bir durum ya da sorun söz konusuydu.

Çalıştığınız yayınevlerinin çeviri sürecinde bir etkileri yönlendirmeleri ya da belli bir çeviri politikaları var mı?

Zaman zaman oluyordu. Mesela Dylan Dog çizgi romanı İngiltere'de geçer. Dylan'ın arkadaşı ve eski amiri Bloch zaman zaman "Old boy" diye hitap eder Dylan'a. Ben bunu olduğu gibi bırakmak istediğimde Raşit Bey "Türk okuru fazla İngilizce bilmez onu 'evlat' diye çevir" derdi. Bu tür müdahaleler olmuştur.

Çevirdiklerinizden başka çizgi romanları da takip edebiliyor musunuz?

Daha çok İtalyan ve Frankofon çizgi romanlarını seviyorum. Amerikan çizgi romanlarından takip ettiklerim Daredevil, Punisher ve Wolverine

Çizgi roman çevirisi yaparken o çizgi romanın daha önceki çevirilerinden yararlanıyor musunuz daha önceki çevirilere göre değiştirdiğiniz ya da farklı yorumladığınız noktalar nelerdir?

Şöyle bir durum var: Örneğin Teks Zagor MM Teksas Tommiks Kaptan Swing gibi çizgi romanlar ülkemizde yıllarca yayımlanmış ve hem belli bir okur kitlesi hem de kendine has bir dil oluşturmuş. Eğer bu dile hâkim değilsenizyani daha önce hiç Teks ya da Kaptan Swing okumadan bu çizgi romanların çevirisine başlarsanız Rekin Bey gibi birinin bile yaptığı hataları siz de yaparsınız. Ben o çizgi romanları okuyarak büyüdüğüm için herhangi bir durumda kahraman ne der ne tepki verir daha balona bakmadan tahmin edebiliyorum o yüzden de benim çevirimdeki Teks asla "Aman Yarabbi" demiyor. Farklı yorumlamaya ise şöyle bir örnek vereyim: Efsanevi Zagor albümünde sık sık geçen "Darkwood'un bütün davulları adına" diye bir söz vardı. Bu ifade or[Misafirler Kayıt Olmadan Linkleri Göremez | Kayıt Olmak için Tıklayın]jinal kitapta çok sık geçiyordu ben de bire bir çeviriyle kullanayım dedim (Daha önceki kitaplarda o kadar sık geçmiş miydi bilemiyorum ama benim çevirdiğim macerada bolca kullanılmıştı bu söz). Kitap bu sözleri içererek yayımlandığında ilk kez gören Zagor okurları yayınevine telefonlar açmış böyle bir ifadenin nereden çıktığını sormuş. Bunu kendim uydurmadım tabii ama sonuçta çizgi roman okuru epey muhafazakar. Yenilikleri kabul edemiyor. Çok aykırı kaçmasa bile birtakım ifadeleri denemek beğendirmek beğendiremezseniz - yanlış olmasa bile- geri çekmek zorunda kalıyorsunuz.

Şu an hangi çizgi romanları çeviriyorsunuz?

Şu an itibarıyla bir çizgi roman çevirmiyorum. O piyasaya biraz kırgınım aslında. Ama önümüzdeki aylarda birtakım gelişmeler olabilir. Benim dışımda gelişen birtakım olayların sonuçlanmasını bekliyorum.

Çevirdiğiniz çizgi romanlara göre kullandığınız dili de değiştiriyor musunuz?

Elbette. Teks'te ya da Zagor'da kullandığım dili MM'de kullanmam imkânsız.

Hangi çizgi romanın çevirileri sizi daha çok zorluyor ve neden?

En çok Nathan Never (NN) ve MM çevirilerinde zorlanıyor(d)um. NN bilimkurgu olduğu için. Bilimkurguya çok yakın biri değilim terminolojisi zorluyor ve maceranın tamamına hâkim olan o "mekanik hava" beni açıkçası sıkıyor. MM'se bir çizgi romandan çok ansiklopedik bilgiler silsilesi gibi bir şey. Balonlar çok uzun aksiyon çok yavaş ayrıca yaptığınız çeviriyi emin olmak için ansiklopedi vb. kaynaklardan teyit etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Elinizdeki iş hızlı ilerlemiyor. Onları çevirmek yerine okumayı tercih ederim.

Çizgi roman dışında başka bir tür çevirmeyi de hiç düşündünüz mü?

Çeviriyorum zaten. Ayrıca bir de Sinetel ve Promay gibi dublaj şirketlerine film ve belgesel çevirileri yaptım dahası 1995'ten beri NTV kanal e (şimdiki adıyla cnbc-e) ve Discovery Channel'a da çeviriler (spor belgeselleri dizilerfilmler doğa belgeselleri ) yapıyorum.

Türkiye'de günümüzde çizgi roman çevirmenliği ile genel görüşleriniz nelerdir?

Çizgi roman da çizgi roman çevirmenliği de asla küçümsenmemesi gereken şeyler. Sevgi ve saygıyla yapılması gerekiyor. Aman canım ne olacak deyip geçemezsiniz. Zaten böyle küçümser bir tavrınız varsa baştan hiç kalkışmayın. Zamanında Aksoy Milliyet Sabah gibi kurumlar çizgi roman da yayımladılar. Ama o bölümlerin başına yakın zaman öncesine kadar aynı kuruluşun örneğin moda ya da spor bölümünde görevli birilerini atadıklarında çizgi roman faciaları yaşandı. Çizgi romanı çevirecek kişi de editörlüğünü yapacak kişi de mutlaka çizgi romanı okuyanseven benimseyen ve yeri geldiğinde koruyacak biri olmalı. Aksoy'dan bir örnek vereyim: Kalın kapaklı birinci hamur kâğıda bastıkları Teksas Tommiks Kinowa. serilerini hatırlarsınız. O serilerden birinde sanırım Tommiks'in bir macerasında "karizma" sözcüğü geçiyordu Tommiks'in ya da o çizgi romandaki kahramanlardan birinin karizma demesi o kadar yadırgandı ki. Teks'ten iki örnek vereyim: Bir macerada Çin Mahallesi'nde bir kavga çıkıyor Çinliler Teks'in bir arkadaşını dövüyor Teks gelip nasılsın diye sorduğunda adamın cevabı şu: "Üstümden tank geçmiş gibiyim." Bir başka macerada işler ters giderse neler olabileceğini konuşuyorlar ve bir tanesi kalkıp "Bu durumda Üçüncü Dünya Savaşı çıkar" diyor daha doğrusu çevirmen arkadaş 19'uncu yüzyılda yaşamış kahramanlara bunları dedirtebiliyor. Yine Teks'ten bir örnek: Ellili altmışlı yıllarda basılan bir macerada Teks -hem de Teks!!!- "Ayol" diyordu. Daha başka ne diyebilirim ki?.

Yayınevleri ile çalışırken metin size hangi yollardan ulaşıyor bu konuda belli bir işleyiş var mı?

Genelde copyright ajansıyla anlaşma sağlandığında ajans çevirisi yapılacak kitaptan en az iki kopya yayınevine gönderiyor. Biri çevirmene veriliyor diğeri yedek olarak yayınevinde kalıyor ve çeviri sürerken o kopya üzerinde çalışılarak kapak tasarımı vs. yapılıyor. Bazen orijinal metin Internet üzerinden de yollanabiliyor (bunu cnbc-eDiscovery gibi kanallarla çalışırken çok sık yaşıyoruz bazen kağıt çıktısı alıp kuryeyle de yolluyorlar). Tamamlanmış işler de istenirse elden istenirse Internet'ten gönderilebiliyor açıkçası televizyonlara yaptığım bütün dublaj çevirilerini e-mail olarak gönderdim ama altyazıysa gidip orada kendiniz bindirmek durumundasınız. Onun da nasıl yapıldığını kısaca anlatayım: cnbc-e'deki alt yazıları gözünüzün önüne getirin. Bir satırda en fazla 38 karakter (boşluklar dahil) olması gerekiyor. iki ya da tek satırdan oluşan altyazıların aralarına birer boşluk bırakıyorsunuz. Sonra o çeviriyi altyazı stüdyosunda teknisyen arkadaşla birlikte "basıyorsunuz". İdeali her bir altyazının en az dört saniye ekranda kalması.

_________________
Çizgi Roman Kültürdür!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 04:38 
Çevrimdışı
Özel Alfa Ajanı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 15 Kas 2010, 12:48
Mesajlar: 3397
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Konum: Gaziantep-Amsterdam
Zeynep abla'nin bir de Ayse Arman ile roportaji vardi yanlis hatirlamiyorsam.

_________________
-Love me two times baby...One for tomorrow, one for just today. I'm goin'away-


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 10:41 
Çevrimdışı
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 May 2006, 06:01
Mesajlar: 3196
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Şehir: kuşadası
Bulmaya çalışırım Hüseyin...

_________________
Çizgi Roman Kültürdür!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 16:04 
Çevrimdışı
Kara Şövalye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 26 May 2006, 09:18
Mesajlar: 725
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Konum: Antakya - Boston
İlgiyle okudum. Röportajı siz mi yapmıştınız Yunus Bey?

_________________
ışık, daha fazla ışık!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 17:03 
Çevrimdışı
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 May 2006, 06:01
Mesajlar: 3196
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Şehir: kuşadası
Hayır :)

_________________
Çizgi Roman Kültürdür!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2013, 17:09 
Çevrimdışı
Admin
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 25 May 2006, 06:01
Mesajlar: 3196
Ettiği teşekkür:
Aldığı teşekkür:
Şehir: kuşadası
Kadınlar İtalya'dan Armani, Gucci alır ben 60 kilo çizgi romanla döndüm....

Dünyanın en şeker kadınıyla tanıştım: Zeynep Akkuş. O bir çizgi roman manyağı. O bir Tex hastası. Bu resmen aşk yani.

90'lı yıllarda Türkiye'de çizgi roman piyasasında bir durgunluk olunca, tasını tarağını topluyor İtalya'ya gidiyor: ‘‘Madem Tex bana gelemiyor, ben ona giderim!'' diyerek İtalyanca öğreniyor. Sırf çizgi roman okuyabilmek için. Oysa Amerikan Filolojisi mezunu bir öğretim üyesi. Aklı başında biri yani. Peki ne oluyor? Her İtalya seferinde yanındaki kadınlar bavullarına ayakkabı, çizme, giysi ve binbir türlü kozmetik ürün sokuşturuyor, bizimkiyse 60 kilo çizgi romanla yurda dönüyor. Şu anda da Oğlak Yayınları'ndan çıkan Tex serisinin çevirmenliğini ve yayın danışmanlığını yapıyor. Söyler misiniz, böyle bir kadın nasıl sevilmez...

Siz küçükken bir erkek Fatma mıydınız?

- Hem nasıl! Hep oğlan çocuklarıyla oynardım. Kızlar da anneme şikayet ederdi: ‘‘Zeynep bizi hiç iplemiyor.'' E tabii onlar sadece ip atlıyordu, lastik oynuyordu, erkek çocuklar öyle mi? Hırsız-polis, kovalamaca, ebelemece, ne ararsan var onlarda! Kışın Fındıklı'da yaşardık, yazın hooop Küçükyalı. Ah o teyzemin bahçesi! Bütün yaz, ağaçların tepesinden inmezdim. Şahane bir şekilde de düşerdim. Okulun ilk günleri diz kapaklarım hep kabuk bağlamış olurdu. Gurur duyardım. Yazı güzel geçirdiğimin göstergesi. Güzel bir çocukluktu benimki...

Tommiks, Teksas ve Tex'e nasıl kafayı taktınız peki?

- Televizyonda Western'ler vardı. Kovboy filmleri. Beni büyülerdi. Önce dikkatimi Kızılderililerin atları ve püsküllü kıyafatleri çekti. Derken kovboylar. Babam bu merakımı fark ettiğinde, bana bir Tombraks cildi verdi. Aslında Tombili'yi okumamı tembih etmişti. Ama Tombili beni kesmedi; ‘‘Dur bakayım şu ön sayfalara, Tombraks nasıl bir şey?'' dedim. Deyiş o deyiş...

Yaş kaç, bu arada?

- 7.5... Sonra diğer Western'leri keşfettim. Tommiks'ti, Teksas'tı derken Tex'le göz göze geldim. Nasıl bir aşk! Lisede de devam etti. Okula giderken çantama alıp koyardım. Okul da sıkı bir okul, Nişantaşı Kız Lisesi. Aman bir aramada ortaya çıkmasın. Çünkü garipsenirdi. Üstelik karizmam da çizilebilirdi. O yaştaki kızlar daha farklı şeyler okurdu, müzik-moda dergileri, ya da Beyaz Dizi. Ama evdekiler beni hiç engellemedi, aksine hep destekledi...

Peki yeni macera çıktığında bayiye koşuşturmak...

- Oooo... O bir şölendi! Zaten Bizim Fındıklı'daki gazeteci bayii bana Suzi derdi. Hani Tommiks'in sevgilisi. ‘‘Suzi geldi, hadi verin dergilerini.'' Ne alacağımı bildikleri için ayırırlardı. Mister No, Zagor, Tex, Tommiks, Teksas ince fasiküller halinde çıkardı...

Kendinize yakın bulduğunuz kahraman Suzi miydi yani?

- Yok canım. O çok saftiriktir. Kendimi özdeşleştirebileceğim birini bulamadım, çünkü okuduğum kahramanların hepsi erkekti.

Peki hangisiyle sevgili olmayı hayal ederdiniz?

- Beni bilen bilir işte, ben bir Tex hastasıyım! O hiç değişmedi.

Çok sert ve maço değil mi be?

- Bak bozuşuruz, öyle söyleme! Maço olmakla suçlanıyor ama tuhaftır eşcinsel olmakla da suçlanıyor. Kıskançlık böyle bir şey. Karısı Lillith öldükten sonra hayatına başka bir kadın girmedi. İlla çamur atacaklar adama...


Genel olarak kız çocukları sizin gibi olmaz. Onlar Vahşi Batı'nın ve Ranger'ların dünyasında kaybolmak yerine Barbie'leriyle oynamayı tercih ederler. Nedir sizdeki sorun!

- Valla hálá çözebilmiş değilim. Çizgi romanlardan aldığım keyfi başkalarıyla paylaşamayınca ilişkilerim kopuyordu. Western filmleri ve çizgi romanlar benim en yakın dostumdu.

Genel olarak kadınlar da sizin gibi olmaz. İtalya'ya gidince Armani, Gucci, Prada yüklenirler. Taklitleri bile olsa! Sizin bavulunuzu ayakkabı ve giysiyle değil de çizgi romanla doldurduğunuz doğru mu?

- İlk İtalya seferimde öyle bir yüklenmişim ki, bagajım 60 kiloya yaklaşıyordu. Allah'tan gruptuk, arada kaynadım. Defalarca gittim Milano'ya. Sonra bir gün ayıp olmasın diye Roma-Floransa- Venedik yaptım. Bu İtalya çizgi roman dışında neymiş, öğreneyim diye. Ama değişen bir şey olmadı, yine tonla çizgi romanla döndüm Türkiye'ye.

Peki bir insanın sırf çizgi roman okuyabilmek için İtalyanca öğrenmesi nasıl bir şeydir!

- Şahane bir şeydir! 90'larda Türkiye'de çizgi roman çıkmamaya başladı. Benim Tex'ten ayrı kalmam düşünülebilir mi? ‘‘O bana gelemiyorsa, ben ona giderim,'' dedim. İtalyanca'yı kendi çabalarımla öğrendim. Kolay bir dil olduğunu söyleyenin de alnını karışlarım, değil. Ancak bir aşk beni bu sıkıntıya sokabilirdi. İnsanlar bir yabancı dil öğrenirken ‘‘anne'', ‘‘baba'', ‘‘defter'' gibi kelimelerini öğrenir önce, değil mi? Ben ise ‘‘kızılderili'', ‘‘savaşçı'', ‘‘ellerini kaldır'' gibi cümlelerle İtalyanca öğrendim. Sonra tabii kursa-mursa gittim...

Ya Oğlak Yayınları'ndan çıkan Tex serisini çevirmek? O nereden çıktı?

- Telefon açtım: ‘‘Ben İtalya'dan bavullar dolusu çizgi romanla dönen bir kadınım, ne iş olsa yaparım.'' Raşit Çavaş, sağolsun; ‘‘Gelin görüşelim'' dedi, çünkü Tex onun da tutkusu. Önce Tex'in redaksiyonunu ve tashihlerini verdiler. Şimdi Oğlak Yayınları'nda çevirmenlik ve yayın danışmanlığı yapıyorum. Sadece Tex değil tabii, Martin Mystere, Dylan Dog, Mister No, Julia...

Bir çocuk Tommiks, Teksas gibi Western'ler okumazsa ne kaybeder?

- Bence çok şey. Western çizgi roman, dostluk, dayanışma, arkadaşlık, vatanseverlik demek. Teksas'taki kırmızı ceketlilere karşı verilen savaşı düşünsene. İlkokulda Teksas okumuşsanız, daha İnkılap Tarihi okumadan şunu öğreniyorsunuz: Vatan, uğrunda çarpışılması gereken bir kavramdır.

Peki yeni çocukları neden bizim bayıldığımız çizgi romanlar kesmiyor? Kahramanlar mı, algılama mı değişti?

- Valla, dünya değişti. Teknoloji, internet... Biz esas olarak kovboy filmleriyle büyüdük. Şimdiki çocuklar bunları seyretmiyorlar, Matrix seyrediyorlar. Ya da Japon çizgi filmlerini, Voltran'ı. Dolayısıyla bir çizgi romana yöneleceklerse bilim kurguyu ya da fantastik bir şeyi tercih ediyorlar. Bizim Oğlak'tan çıkardığımız çizgi romanlar daha çok bizim yaşımızdaki insanlar için. Daha genç insanlar İtalyan değil Amerikan çizgi romanlarını okuyorlar.

Son soru: Öteki Zeynep Akkuş ne yapar?

- Ha o mu? İstanbul Üniversitesi'nde, İngilizce okutmanlığı yapıyor, öğretim görevlisi yani...


90'lı yılların başında yaşanan durgunluktan sonra Sabah Grubu Amerikan, Milliyet Grubu da İtalyan çizgi romanlarıyla piyasaya girdi. Onlar bir şekilde devam ediyor. Öte yandan İnkılap, Remzi gibi yayınevleri de Belçika ve Fransız ekolünü sürdürüyorlar. Ama periyodlar düzensiz. Bir Asteriks çıkıyor, diğer sayı sekiz ay sonra piyasada. Oğlak Yayınları olarak bize gelince, aylık yayınımız sadece Tex. Her ay bir büyük albüm ve efsanevi meceralar dediğimiz kalın, en az 400 sayfalık albümler çıkarıyoruz.

Tex'i 48'de Bonelli çıkarıyor. Bu yayınevinin kurucusu bir kadın: Tea Bonelli. Eşi Gianluigi Bonelli ve Aurelio Galleppini de Tex'i yaratıyor. Bonelli yazıyor, Galleppini çiziyor. Zamanımızın ölümsüz kahramanı 48'de yaratıldı hálá yaşıyor. Şu an 511. sayısı çıktı...

Röportaj: Ayşe Arman
Hürriyet Gazetesi - 31 Mayıs 2003

_________________
Çizgi Roman Kültürdür!


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+02:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye