Haberler

Haberler->Basında ÇR->Serüven doðudan yükselir   
Serüven doðudan yükselir

Avusturya imparatoru Þarlken'in kardeþi, onun ölümuyle de tahta geçen Ferdinand'ýn "Muhteþem Süleyman" adýyla anýlan Kanuni'ye gönderdiði elçi, 1555 yýlýnda imparatoruna en büyük düþmaný Türkler hakkýnda þöyle yazýyordu mektubunda: "Türk ordularý yaðmurlarýn kabarttýðý coþkum seller gibidir. Kendilerini tutan seddin bir noktasýndan sýzdýlar mý, o delikten azgýn sular gibi boþanýrlar ve dehþetli bir tahribat yaparlar. Kendilerini tutan engeli bir defa yýktýlar mý, artýk bir daha önlerinde durulmaz, ta uzaklara kadar yayýlýr, her türlü tahmini aþan zararý gerçekleþtirirler..."

1555'te, Türkler Avrupa için sadece kan, savaþ ve ölüm deðildi. "Nereden çýkacaðý belli olmayan" tehlikenin ete ve kemiðe bürünmüþ haliydi. Türk akýncýlar düþman topraklarýnda yüzlerce kilometre sessizce ilerledikten sonra, ansýzýn Münih önlerinde bitiveriyorlardý ya da Ýzlanda'nýn sahil kasabalarýný yaðmalýyorlardý! l5l6'da Papa X. Leon'un Civita Laviana sahilinde balýk tutarken Türk korsanlarýnýn eline düþmesine ramak kalmasý, denizden gelen tehlikenin hiç de "kara bir efsane" olmadýðýný gösteriyordu.


Osmanlýlarýn bir hayalet gibi Avrupa'nýn ortasýnda gözükmeleri, hayatýnda hiç Türk görmemiþ Avrupalýlar için bu düþmaný daha da korkutucu ve gizemli kýlýyordu. "Çizgi romanýn atasý" diyebileceðimiz çizimlerle dolu postalar, Avrupa kentlerini dolaþmaya baþlamýþtý. Ýtalya'da "Avvisi del Turco" (Türk'ten Haberler), Ýspanya'da ise "Avisos de Levante" (Doðu'dan Haberler) adýyla anýlan bu postalar sayesinde, Osmanlý fetihleri duyuruluyordu dört bir yana...

Bu propaganda postalarýnda yer alan resimlerde Türkler, amaca uygun bir þekilde, susuzluðunu Hýristiyan çocuklarýn kaný ile gideren ve esirlere acýmayan bir canavar gibi çiziliyordu:

Artýk Macaristan'dan pek uzak
Gün doðunca Avusturya'ya varacak.
Elinin altýnda Bavyera
Uzanacak oradan da baþka bir diyara
Korkarým hemen varacak Ren kýyýsýna
(16. yüzyýl Alman þarkýsý)

"O öyle olmaz, böyle olur!"
Batýnýn Türk'ü "kana susamýþ bir katil" olarak göstermesinin Osmanlý'nýn pek de umurunda olmadýðýný söyleyebiliriz! 17. yüzyýlda Osmanlý sarayý için "Türk", askere almak zorunda kaldýklarý "baþýbozuk"lardan, "etrak-ý bi idrak"tan (Þuursuz Türk) baþka bir þey deðildi. Bu yüzden, Naima Tarihi'nde Yeniçeri Ocaðý'nýn bozulmasýndan bahsedilirken "Ocaða devþirmeler yerine hýrsýzlar, katiller, Türkler, Kürtler alýnmakta idi" denmesi, bizi þaþýrtmamalý.

Batýlý "Saygý, korkunun kýz kardeþidir" der. 16. ve 17. yüzyýllarda Türk, Attila ve Kanuni Sultan Süleyman'da karþýlýðýný bulduðu gibi, "güçlü" ve "muhteþem"di. Doðudan gelen bu topluma karþý korkuyla karýþýk bir saygý duyuluyordu. Türk, ayný zamanda "korkunç"tu. Çünkü, Türk hükümdarý Kutsal Roma-Germen Ýmparatoru Ferdinand'ý veziriazamý ile eþ tutup, ona diz çöktürmüþtü!

Türklerin üç kýtaya yayýlmýþ bir imparatorluk kurmalarýna beslenen hayranlýk, etkisini batý edebiyatýnda göstermekte gecikmedi. Torquato Tasso'nun (1544-1595) baþyapýtý ve Ortaçað'ýn son büyük kitabý sayýlan "La Gerusalemme Liberata"da Selçuklu savaþçýlarý fazlasýyla Avrupalýdýr! Tasso 'nun hikayesi, 1. Haçlý Seferi (1096-1097) sýrasýnda Kudüs'ü Türklerden kurtarmaya çalýþan Latin krallarýnýn çevresinde geçmesine karþýn; "dinsiz" Türk kumandanlarý, savaþ maharetleri, kanlarýnýn son damlasýna kadar savaþmalarý ve her þeyden önemlisi teke tek düellolarý ile Ortaçað þövalyelerini yeterince çaðrýþtýrýrlar. Kitabýn Venedik'te basýlan 1625 baskýsý, ilk çizgi romanýn ortaya çýkmasýndan tam 250 yýl önce "çizgi roman" deyimini hak edecek kadar baþarýlýdýr!

Ýstanbul'un fethinden itibaren Türk'ün zenginliði, savaþçýlýðý ve vahþetiyle birlikte anýlýr. Öyle ki, Ýtalya'dan getirtilen ressam Bellini, ünlü tablosunda bu imajý yumuþatmak için Fatih'i bir elinde gülle tanýtýr batýya. Nitekim, Bellini'nin yaptýðý savaþ portresinde, kopmuþ bir insan kafasýný beðenmeyen Fatih Sultan Mehmet'in "O öyle olmaz, böyle olur!" diyerek en yakýnýndaki askerin boynunu hemen oracýkta vurdurduðu dilden dile dolaþýr. Hikayeye göre, bu kanlý görüntüden yeterince dehþete düþen Bellini, hastalýðýný öne sürerek ilk kadýrgayla kapaðý Ýtalya'ya atar!

Kýzýlmaske Türklere karþý!
19. yüzyýlýn çizgilerine baktýðýmýzda, "muhteþem ve acýmasýz Türk" imajýnýn yerini "hasta adam"a býraktýðýný görüyoruz. Ýmparatorluk sýnýrlarý içindeki tüm etnik gruplarýn isyan bayraðýný çektiði günlerde, Avrupalý için "Türk", artýk þiþko, hilebaz, tembel ve rüþvetçidir. Ve dönemin çizgilerinde Türkiye, hurmalý, dansözlü ve tropikal bir ülke olarak "Araplaþmýþ" þekliyle yer alýr. Türklerin Araplaþtýrýlmasý, çoðu zaman romantik bir oryantalizm ile üstünkörü yapýlan bir ön incelemeden kaynaklanmakla beraber, kimi zaman da "politik" bir tercihtir.

Bu politikanýn ardýnda yatansa, yaklaþan sömürgecilik dönemiyle birlikte, Avrupalýlarýn geniþ kitlelerin gözünde kendilerini "medeniyet", Türk'ü ise "cehalet"in timsali kýlarak, doðuya doðru yeni fetihlerine meþruiyet bulma çabasýdýr. Bu propaganda savaþýnýn kuþkusuz en önemli araçlarýndan biri de çizgi romanlardý. Propaganda amaçlý çizgi romanýn en muhteþem örneklerinden biri, hem de Türkleri hedef alacak bir þekilde, Ýtalyan diktatör Mussolini 'nin emriyle hazýrlandý: "Kýzýlmaske Türklere karþý!"

1930'larýn baþýnda Mussolini'nin bir emri ile yasaklanan "Gordon", "Kýzýlmaske" ve "Mandrake" gibi dergiler, okuyucu tepkisi üzerine yeniden yayýna konmuþtu. Ama "küçük farklarla"... Örneðin, Gordon'un yakýn dostu Rus profesör Zarkof ameliyatla Ýtalyan yapýlmýþ; Kýzýlmaske ise, çizeri Lee Faik'un da katkýlarýyla "Maskeli Adam" , Ýspanya'da Cumhuriyetçilere, Afrika'da kabilelere karþý savaþmak zorunda kalmýþtý.

"Duce"nin Antalya'yý istediði yolundaki iddialar yüzünden ince bir çizgide olan Türk-Ýtalyan iliþkilerini zedelememek için, Kýzýlmaske, Libya' daki macerasýnda Türkler yerine hayali bir zenci kabilesine karþý savaþýr. Kýzýlmaske'nin en dehþetengiz serüveniyse, Mussolini'nin iktidarý devraldýðý "Kara gömlekliler"in Roma'ya yürüyüþü sýrasýnda yaþadýðýdýr. Neyse ki bu maceralar uzun sürmez; bir süre sonra yerlerini "Macalle Üçlüsü" adýnda Afrika'daki faþist Ýtalyan kahramanlarýnýn maceralarý alýr. Bu seferki düþmanlar daha "sahici"dir: Libya'da Türkler, Somali'de zenciler...

Enver Paþa'yý öldüren Ermeni taburlarý
Ýmparatorluðun yýkýlýþ dönemlerinde, Osmanlý sefaretlerinin birinci katipleri "Le Temps", "Times", "Wiener Zeitung" gibi gazetelerin bürolarýný dolaþarak, karikatürlerde sýk sýk çizilen fesli, kaftanlý, tespihli, ebleh ve þiþman, "Avrupa'nýn hasta adamý" altyazýlý Türk tiplerinde kaftan yerine redingot ve "jaket" kullanýlmasýný istemiþlerdi. Bu talep, ciddiye alýnmadý.

1930'larda Avrupa'da yükselen faþizm ve yavaþ yavaþ gündeme oturan yeni bir "iddia", Avrupa'nýn çoðu ülkesinden önce, 1928' de kadýnlarýna seçme ve seçilme hakký veren Türklerin çizgi roman dünyasýnda da medenileþmesini engellemiþti. Bu yeni "iddia", 1915 sözde Ermeni soykýrýmýydý! 1915 tehciri sonrasýnda, Ermenilerin Avrupa'ya, aðýrlýkla da Fransa'ya göçmelerinden sonra, batýlý çizerlerin Ermeni aydýnlarýyla iliþkiye geçmesiyle, "soykýrým" batýlý çizerlerin yeni malzemesi oldu.

Örneðin, Hugo Pratt; "Semerkant'ýn Altýn Evi" adlý macerasýnda, asýl kahraman olan Corto Maltese aracýlýðý ile Ýttihat ve Terakkiciler'i kimi zaman oldukça sert, kimi zaman deyim yerindeyse ince bir kara mizahla yerer. 1920 Ýstanbul'unda "Turan öldü" parolasýyla girilen bir odada, Ýttihat ve Terakki subaylarýnýn Orta Asya içlerindeki Enver Paþa'ya katýlmak için yaptýklarý toplantýya katýlan ve Enver Paþa'nýn Pamir Vadisi'nde "Turan ütopyasý" uðruna ölümüne tanýk olan Corto Maltese, imparatorluðun batýþýnýn ince bir eleþtirisini yapýyordu. Öte yandan Corto Maltese, "1915 katliamýndan kurtulmuþ" küçük bir Ermeni kýzýný korumasý altýna alarak, tavrýný Ermenilerden yana koyacaktýr.

Vidal ve Clave'nin yarattýklan "Köpekler Adasý" adlý çizgi romanýn öyküsüyse, tamamen Ermeni tezlerine dayanýyor. Doðu Karadeniz kýyýsýndaki Ohanyan Adasý'nda geliþen olaylar ve bu hayali adanýn valisinin gerçekleþtirdiði katliamlar, tüm kurgulanmýþlýklanna karþýn, usta göndermelerle bazý gerçek isim ve adresleri anýmsatýyor.

Olaylarýn geçtiði Köpekler Adasý, þehremini kararýyla Ýstanbul'da toplanan sokak köpeklerinin gönderildiði Hayýrsýz Ada' dýr. Senaryoda iþlenen tema, Sason ve Zeytun isyanlarýna atýfta bulunur. Ohanyan Adasý valisi de, çok büyük bir ihtimalle, "Ermeni Kasabý" olarak nitelendirilen ve 1915'de Trabzon valisi olan Celal Azmi Bey'dir.

"Köpekler Adasý"nda çizilen Türk portreleri, vahþet, barbarlýk ve kalleþlik çaðrýþtýrýr. Bu tutum, gaddar binbaþý Ferid'den Ermenilerin öldürülmesi için pencereden baðýran Türk kadýnýna, yaðmalayacaðý Ermeni mahallelerinin hayalini kuran nöbetçi askere kadar her kesim için geçerlidir.

Bu arada, "Kýzýl Sakallýdan bahsetmeden olmaz. 1950'li yýllarda çizilen bu Alman çizgi romanýnda, Topkapý Sarayý'na elini kolunu sallayarak giren Kýzýl Sakal'ýn korsanlarý, sanki Kapalýçarþý'da turistik bir


Gönderen Yunus, Cumartesi, 07 May 2005 03:40, Yorumlar(0)
Yorumlar


MKPNews ©2003-2008 mkportal.it
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it