Haberler

Haberler->Röportaj->Enki Bilal: Zamanýn Sonuna Yolculuk   
Enki Bilal: Zamanýn Sonuna Yolculuk

Forum alanýmýzýn sýký Avrupa çizgi roman serilerinin takipçisi Kurtaran_Adam Enki Bilal'in son kitabý hakkýnda yapýlan röportajý türkçeye çevirmiþ.

(Not:UNESCO'dan Jasmin Sopova'nýn Enki Bilal ile son kitabý, çizgi romanýnýn hikayesi ve çizimleri, bizde de yayýnlan kitaplarý hakkýnda sorular sorduðu bir söyleþisini çevirmeye çalýþtým. Usta hakkýnda önemli ipuçlarý taþýdýðýný düþünüyorum. Kurtaran_Adam)


Enki Bilal: Zamanýn Sonuna Yolculuk

Yugoslavya doðumlu Fransýz sanatçý, Çizgi roman kitaplarýnda ve filmlerinde geleceðe yolculuk ederek geçmiþi perspektife koymakta ve mizahý dehþete karþý bir silah olarak kullanmaktadýr.

Hatýralar çalýþmalarýnýzda sýkça kullandýðýnýz bir tema ve Fransýz romancý Dan Franck ile birlikte yazdýðýnýz son kitabýnýzýn da ana temasý ayný zamanda. Bu kitanýn baþlýðý Un siècle d’amour, Aþk
Asrý, fakat gerçekten de bir terör yüzyýlý hakkýnda mý?


 Yaratýcýlýk süreci anýlara ve hafýza'ya dayalýdýr. Sanatçý anýlarýn ve duyarlýlýðýn bir bileþkesidir. Tarihi araþtýrmaksýzýn ve anýlarýnýza, kendi anýlarýnýza ve toplumun, doðanýn anýlarýna dayanmaksýýzn çizerek insanlýktan nasýl sözedebilirsiniz? Bir sanatçýnýn çalýþmalarýnda anýlar az ya da çok göze çarpabilir ancak güçlükle belirgin dahi olsa her zaman sanatýn ham maddesini teþkil eder.

Tarih ve anýyý nasýl ayýrýyorsunuz?

Un siécle d'amaour vakasýný ele alalým. Bu kitap, 1914 yýlýnda baþlayýp 1999 yýlýnda sona ermesine, Guernica'dan Holocaust'a, Nazilerin Yahudi soykýrýmýna, Hiroþima'ya ve Afrika'daki olaylara uzanmasýna, tarihin oldukça klasik bölümlerini iþlemesine raðmen tarih hakkýnda bir kitap deðildir. Her bölümde savaþýn iþkencelerine maruz kalmýþ bir kadýnýn yaþantýlarý iþlenmektedir. Dan zamanýmýz savaþlarýnýn 13 tanýðý, kurbaný ve kadýn kahramanýnýn hikayelerini yazdý. Ben de resimledim. Ancak kitabýn tam anlamýyla tarihi tutarlýlýk taþýdýðý da söylenemez. 1914 yýlýnda Saraybosna'da baþlar ve kronolijiye uyularak Kosova'daki olaylarla bitmesi gerekli iken 1999 yýlýnda yine Saraybosna'da biter. Okuyucular bunun tarihi gerçekleri çarpýtma giriþimi deðil de tarihe ihtiyatlý ve bilerek yapýlmýþ sadakatsizlik olduðunu anlamalýdýr. Çok etnik unsurlu, çok kültürlü bir þehir olan Saraybosna þiddete kurban edilmiþ bir þehir olarak da cinayetlerle dolu bu yüzyýlý da temsil etmektedir.

Le Sommeil du monster, Uyuyan Canavar, Saraybosna'daki savaþ temalý, sizin yazýp çizdiðiniz bir animasyon film. Burada 2026 yýlýna giderek bugünün dünyasýný gözlemliyorsunuz. Neden böyle bir teknik kullandýnýz?

Çok garip bir þey ama, kaba, vahþi, insanlýktan uzak bir sahne tasvir ederken bunu bugüne ait kurgularsam derinden bir üzüntü, sýkýntý hissediyorum. Ne var ki, 20 ya da 30 yýl sonrasýna yerleþtirirsem, yaratýcý süreçten keyif alýyorum. Afrika'daki, Çeçenistan'daki korkunç resimlere, bunlarýn kalitesi hakkýndaki tartýþmalara girmek istemiyorum, yaþadýðýmýz zaman içinde bütün basýnda rastlýyoruz. Bu görüntüler ya bire fotoðraf, film ya da baþka yollarla bir þekilde bize ulaþýyor. Ancak sanatçýnýn kullandýðý dilden çok farklý bir baþka dile ait bütün bunlar.
Þahsi olarak gerçeklikten duyduðum bir sýkýntý ve üzüntünün yanýsýra ondan kaçmak için içimde bir arzu da var. Ancak bu beni gerçek dünyaya dönebilmekten alýkoymuyor da. Geçmiþe ve bugüne gelebilmek için geleceðe yolculuk yapýyorum.

Kitaplarýnýzda, zamanýn bu üçboyutu çoðunlukla çakýþýyor ve üst üste biniyor. Le Sommeil du monster kitabýnýzdaki ilk sahne örneðin uçan bir araca dönüþen eski bir New York taksisini gösteriyor. Bu tarz günümüze ait ayrýntýlar okuyuculara bütünüyle bir bilim kurgu atmosferi içinde olmadýklarýnýn farkýna vardýrýyor.

Zaten öyle olmasýný da istiyorum. Dahasý, bilim kurgu terimini de biraz rahatsýz edici buluyorum. Edebiyat söz konusu ise bütün etiketlere, kodlamalara ve sýnýflandýrmalara karþýyým. Jules Verne, George Orwell ve H.P. Lovecraft'ýn dünyalarý arasýnda katý ve geçilmez sýnýrlar olduðuna inanmýyorum. Lovecraft'ýn ve Baudelaire, Kafka ve Poe gibilerinin dünyalarý arasýnda da öðle. Tarzlar arasýndaki sýnýrlarýn silinmekte olduðunu düþünüyorum. Yazarlar, ne yazarlarsa yazsýnlar roman ya da felsefe, daha da çok geleceðe göndermeler yapmaktalar artýk. Ancak gençliðimden beri de bilim kurgu aþýðýyým da. Bilim kurgu dünyayý kozmik boyutlarý ile gözlemleyebilmemi saðladý. Ýnsanýn durumu ve diðer yaþam biçimlerinin varlýklarý hakkýndaki sorgulamalarýmý, dünyaya global bakýþýmý da etkiledi.

Günümüz dünyasýnda sizi neler kaygýladýrýyor?

Kolayca tahmin edilebilen, basit ekolojik yaklaþýmlarýn tuzaðýna düþmeksizin, dünyamýz hakkýnda endiþelerim var. Zaman geçtikçe güçsüzleþiyor. Berbat bir çoraklýk ve felaket korkusu taþýyorum. Dünyadan çok fazla aldýk, pervasýzca kaynaklarýný tükettik ve tamiri mümkün olmayan hasarlar verdik.
Köktendincilik de çalan tehlike çanlarýndan birisi. Dünya ölçeðinde “ Talibanism” i düþünün. Gerçekten de dehþet verici. Bir tarikat ya da hizip zihniyetinde geliþen din çok tehlikeli olabilir. Bütün aþýrýlýklar, hýzla deðiþen dünyada, nereye gideceði belli olmayan sonuçlara gebe olabilir. Geleceðin neler getireceðini bilmemek heyacanlý olduðu kadar korkutucu da ayný zamanda. 20 yýl önce, dünya iki kampa bölünmüþken, herþey çok basit idi, bizim tarafýmýz iyi, karþý taraf ise kötü yaklaþýmýyla basite indirgenmiþti .Düþmanýn nerede olduðunu biliyorduk. Büyüdüðümüz dünya bu idi ve bu çamur ile yoðrulmuþtuk. Sonra birdenbire herþey yerle bir oldu. Deðiþim öyle tez ve haþindi ki bizleri hazýrlýksýz yakaladý. Akýllarýmýz bunun için hazýr deðillerdi. Yugoslavya'daki savaþ da bunu kanýtlýyor. Neredeyse bir 19. yüzyýl savaþý idi. Arkaik bir savaþtý ve arkaistler bu savaþý çýkarttýlar.

Le Sommeil du Monster'daki ana kahraman, Nike, kendi kendilerin önder ilan eden 3 karizmatik kiþiliðin tarikatýnýn kurduðu “Obskürantis Düzeni” ile savaþýyor. Yugoslavya'daki ayrýlýkçý savaþý baþlatan Sýrp Milloseviç, Hýrvat Tudjman ve Bosnalý Ýzzetbegoviç'e üstü kapalý gönderme var mý?

“Obskürantis Düzeni” fikri fundamentalism'den kaynaklanýlarak ortaya çýktý. Ancak okuyucular kendi yorumlarýný yapmakta özgürdür. Bu kitabýn herbir okurun kendi istediði þekilde gerçekle iliþkilendirebilceði bir noktasý. Ýnsanlarý, isimlerinden bahsettiðiniz, bütün Avrupa'nýn müsamaha ile karþýladýðý ve olumsuzluklarý ile kabul ettiði bu üç lider ile iliþkilendirmelerini engelleyebilecek birþey yok. Daha iyi þeyler yapýlabilirdi. Avrupa milliyetçiliðin yeni baþlatýðý 1987 yýlýnda müdahalede bulunabilirdi. Askeri olmasý da o kadar gerekli deðildi, havuç-sopa yaklaþýmý ile “Avrupa inþa ediliyor, bu yeni düzende yerinizi almak için treni kaçýrmayýn” denebilirdi de. O dönemde, Yugoslavya, Avrupa Birliðine girmek anlamýnda diðer bütün Doðu Avrupa ülkelerinden daha iyi durumdaydý.

Doðdunuz ülkeyi harap eden, yýkan savaþ hakkýnda neler hissettiniz?

Yüzümde bir tokat gibi patladý. 1960'tan beri Fransa'da yaþýyorum, ancak Belgrad'da doðdum. Babam Hersekli idi ve annemde iki yaþýnda iken Çekoslovakya'dan gelmiþti. Hayatýmýn ilk dokuz yýlýný Yugoslavya'da geçirdim. Bir Yugoslav ya da setlerini tasarladýðým La vie est un roman filminin yönetmeni Alain Resnais'in tabiri ile “Yugoslavak” olarak doðdum.
Ülkeyi, Split, Dubrovnik, Saraybosna ve Belgrad'ý sevdim. Çocukluk hatýralarýmý tazelemek için de olsa, mümkün olan kýsa zamanda geri döndüm. Sonrasýnda savaþýn korkunç gerçekliði ile yüzleþtim. Ancak ayný zamanda, savaþýn dýþýnda yer aldým. Býraktýðýmdan beri güzel bir otuz yýl geride kalmýþtý, bir gözlemci idim, savaþýn üze


Gönderen Yunus, Pazar, 17 Temmuz 2005 16:04, Yorumlar(0)
Yorumlar


MKPNews ©2003-2008 mkportal.it
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it