Yazı Bölümü

ÇR Yazıları->Çizgi Roman Yazıları->Çizgi roman üzerine düşünceler [ Arama ]

Çizgi roman üzerine düşünceler
zoom
Başlık Çizgi roman üzerine düşünceler
Açıklama Çizgi roman ve nostaljisi üzerine
Gönderen Erdem Denizlioðlu

Akhileus, Hector, Perseus, Gilgamesh, Herakles (Herkules)... İnsanoğlu öykü anlatmaya başladığı andan bu güne, başardığı işler açısından insan üstü güçlere sahip kahramanlar yarattı. Tanrılara ve kadere meydan okuyan kahramanlar... Sevdiklerini arkada bırakmak ve gölgeler ülkesinin karanlık koridorlarında kaybolmak adına... Bu bir ritüel aslında... Bir tür kurban töreni. Kahramanları yaratırken ve onlara şehirleri yakan, gökyüzünü yaran, Helios'u ürküten güçler verirken bir taraftan da harçlarına korkularımızı ve tutkularımızı katıyoruz. Onlarla beraber yas tutup onlarla beraber sarhoş olup, onlarla öfkeleniyoruz. Ardından da tüm eksikliklerimizden, zavallıklarımızdan kurtulmak adına bizim için acı çekmelerine izin veriyoruz...

Çizgi romanlar bu öykü anlatma sürecinin bir parçası aslında. Çizgi roman; yüzyılın başında basit bir eğlence aracı olarak kabul edilirken, bugün kendi içinde farklı dinamikleri olan, 1961'de Stan Lee'nin yazdığı 1.5 sayfalık Fantastic Four 1. senaryosundan, Alan Moore'un 3-4 karesi için sayfalarca metin yazdığı From Hell'e, Kirby'den Mignola'ya, Corben'a kadar zaman içinde değişim ve dönüşüm geçiren, melez bir anlatım biçmi olarak tanımlanıyor. Değişen sadece yazının ve çizginin niteliği ya da bir başka değişle öykü anlatma biçmi değil. Yukarda bahsi geçen yaratım sürecindeki temel unsurlar haricinde kahramanlar da değişti. Artık çizgi romanlarda; klasik “görev adamı” tanımının dışına çıkan, yüzünde steril bir gülümsemeyle ortalıkta dolaşan 40’lı ve 50’li yılların dogmatik çizgi roman kahramanlarının aksine daha somurtkan ya da daha durağan, yaşadığı dünyayı sorgulayan, sahip olduğu değerleri bir kenara bırakıp pek çoklarının gözünde suç işleyebilen, hata yapabilen, bir kadını ya da erkeği arzulayabilen, yaralanabilen, kanayan, terk edilen ve terk edilebilen kahramanlar yaratılabiliyor. Bir adamın kanatları olmadan da uçabileceğini hayal edebilen okurları için yazar ve çizerler daha fantastik hikayeler yaratmak amacıyla farklı evrenler ve bu evrenlere ait fizik kuralları kurgulamakta. Böylece yüzyıllın başında üretilen dergilerde olduğu gibi karakterlerin ve derginin kendini tekrar etme süresi biraz daha genişlemekte. Bu süreçde bir taraftan insan olmanın getirdiği temel gerçeklerden kopmadan, psikolojik tutarlılığı olan kahramanlar yaratılmaya çalışıyor. Son dönemlerde özellikle Amerikan çizgi romanında oldukça talep gören evren kur-boz hikayelerinde bile bu psikolojik tutarlıklık var. Çocukluğunda yaşadığı travmayı bir maskenin arkasına saklamaya çalışan birinin etrafındakilerle sağlıklı ve mantıklı ilişkiler kurmasını bekleyemezsiniz. Ya da savaş görmüş, arkadaşlarının, dostlarının ölümüne tanık olmuş, kendi gerçeklerinden kaçan bir adamın içki içince hedonist bir ruh haliyle ortalıkta dolaştığını göremezsiniz. Dış görüntüleri ve yaşam biçmiyle her zaman “öteki” olarak tanımlanan bir karakterin çoğunluğa sempatiyle bakmasını isteyemezsiniz... Hayatı boyunca iğne ve haplarla içi dışı ilaç dolmuş bir insanın alternatif tıp mucizelerinden (!) (daha doğrusu kocakarı ilaçlarından : ) ) şifa beklemesi gibi üretilen alternatif çizgi romanlar da ( Ultimate, Secret Identity, Superman: Red Son, All Star vb. ) bile özellikle dikkat edilen kavramlardan biri yüzeysel de olsa bu psikolojik tutarlılık. Söz konusu genel tavır çizgi romanda dergiye ismini veren kahramanın yeri ve konumunu da ciddi anlamda etkiliyor. Okuyucu güldürmek ya da sahip oldukları zıtlıklarla kahramanın gücünü vurgulamak amacıyla çizilen yan karakterler, son yıllarda ana karakterlerden rol çalmaya başladı. Bağsettiğim gelişme; Mister No’nun P-47 savaş uçağının daracık kabininden 2.5 kilo ağırlığındaki M-1 piyade tüfeğini çıkarıp tek atışta uçak düşürmesi ya da Teks Willer’ın “Red Hill Katliamı” macerasında ( Oğlak Yayınları Tex:31 ) bir metre mesafeden karnına ateş edildikten sonra ayağa kalkıp “Aaaah mermi sanırım sıyrıldı, başım çok ağrıyor” demesi gibi kuru fasulye yedikten sonra çıkarttığı gazla Çiko’nun aya gitmesi ve bu vodvilin ayrı bir dergi olarak yayınlanması değil. Hikayenin en alakasız yerinde Kruger’in birden bire ortaya çıkıp meşhur bıçağını fırlatarak Mister No’yu kurtarması gibi bir naiflik de değil. Dergiye adını veren ve artık nerdeyse etiketleşmiş kahramanı, gerektiğinde sorgulayabilen çatışmaya girebilen yan karakterlerden bahsediyorum. Örneğin Carson’ın Teks’den bağımsız hareket edebileceğini asla düşünmeyiz. Side-kick’liği aşamayan bu sözde akıl hocası ya da ihtiyar huysuzun, Teks’in gırtlağına sarılıp “ Kanunları işine geldiği gibi yorumlayan, ciğeri beş para etmez soysuzun tekisin. Senin de Navajo p…ç’inin de canı ceheneme !!! “ diyip arkasını dönüp gittiğini göremeyiz. Çünkü Teks’le Carson’ın söz de itişip kakışmaları okuyucuyu eğlendirir. Hiçbir yazar veya çizer bu klişeyi aşmak istemez. Nerdeyse 600 sayıyı geçkin Teks dergileri içinde Carson’a dair iki ya da üç hikaye vardır. Carson, Kruger ya da Çiko dergiyi renklendiren karton motiflerdir. Esas oğlanların yanında konumları bellidir. Tüm kurgu Teks’in, Mister No’nun ya da Zagor’un etrafında döner. Diğerleri sadece basit düblörlerdir. Adına çalıştıkları kahramanlar gibi belli ahlak kurallarının dışına çıkmaz. Boneli dergilerinde kahramanlar adeta çekim aşamasında senaristlerle ya da yapımcılarla senaryo üzerine pazarlık yapan Hollywood oyuncuları gibidir. Hiçbir zaman için Carson ya da Kruger, Frank Miller’ın Batman Year One’ında farklı bir boyut kazandırdığı James Gordon gibi ana karakterden bağımsız bir gelişim sürecine girmez. Ya da Golden Age çizgi romanlarının çocuk kahramanı Dick Grayson’ın karşısındaki baba figürüne karşı gelmesi gibi Teks’le bir çatışma içine giremez. Year One bir taraftan Gordon’ın öyküsüdür. Çürümüş bir şehirde, kişiliğini kaybetmeden ayakta durmaya çalışan idealist bir adamın öyküsü… Year One’da Gordon yaşadığı şehir ve doğacak çocuğu için endişelenirken kendisi gibi polis memuru olan ve Essen ile yakınlaşma içine girer. Essen, dergiyi okuyucuya çekici hale getirmek için yaratılmış Martin’in Diana’sı ya da arada bir Zagor’da bir görüp bir kaybolan Gambit gibi basit, fame fatale bir karakter değildir. Bat dergi grubu içinde 80’lerde daha da belirginleşen diğer kadın kahramanlar gibi kendi kişiliği olan Gordon’ın dışında gelişen bir karakterdir. Bat klanının kadınları veya X-Men hatunları yemek yapmak, platonik aşkların vaz geçilmez malzemesi olmak ya da dar elbiselerinin içinde ortakta anlamsızca salınmak yerine en az erkek kahramanlar kadar ön plana çıkar ve diğer karakterle çatışma içine girer. Bu çizer için basit bir kalça ya da bacak şovu değildir…

Bugün yurt dışında çizgi romanlar konusunda akademik incelemeler yapan araştırmacıların ya da çizgi roman okurlarının genel yaklaşımı; çizgi romanları olduğu gibi Amerikan Çizgi romanları veya Süper Kahraman çizgi romanları ( ki Amerikan Çizgi romanını sadece Süper Kahraman çizgi romanlarıyla sınırlandırmak çok büyük bir hata olur ) ve diğerleri şeklide ucu açık bir genelleme yapmak doğrultusunda değil. Çünkü insan üstü güçlere sahip ama beraberinde bizim duygusal ve fiziksel zayıflıklar yüklediğimiz kahramanlar, insanoğlu öykü anlatmaya başladığı dönemden itibaren var. Bu çizgi romanlarda vurgulanmaya çalışılan da Wolverine’nin pençesi, Superman’in uçabilmesi, örümcek adamın düz duvara tırmanması değil. Aslında tüm bunlar, Ken Parker’da anlatılanın Kentucky tüfeğin ne kadar iyi bir silah olduğu ya da Julia’nın “yalnız kadınlar kedi besler” gibi saçma bir mesajı olduğunu söylemek gibi. Özellikle 80’lerin ortasından itibaren, çizgi romanlarda, İtalya’da Tiziano Sclavi, Berardi gibi yazarlarla Amerika’da Moore, Miller, Gaiman’la başlayan Bendis, Brubaker, Rucka, Azzarello gibi yazarların devam ettirmeye çalıştıkları bir değişim var. Yanlış anlaşılmasın yukarda İtalyan Ekolü ile Amerikan’da üretilen dergilerin genel karşılaştırmasını yapmak istemedim. Çizgi romanın geçirdiği değişim sürecinde bizim çocukluğumuzda heyecanla okuduğumuz kahraman merkezli primitif örnekler, giderek popülerliğini yitiriyor. Çünkü bu dergiler yeterince kendini tekrar etti. Dolayısıyla yayınevleri farklı arayışlar içine giriyor. Ki Bonelli bunun en iyi örneklerinden biri. Magico Vento, Dampyr gibi dergiler ya da Damien gibi yeni denemelerle Sergio Bonelli kendi yaratım sürecini ve sınırlarını aşmaya çalışıyor. İtalya gibi farklı ülkelere ait örneklerin okuyucu tarafından çok iyi izlendiği ( ki bizim böyle bir şansımız yok ) bir ülkede yılların getirdiği alışkanlıklarla tüketilen dergilerin satış oranları giderek düşüyor. Özgün olmayan çalışmalar zaman için kaybolup gidiyor. Amerika ise bazı dergilerin kapanma sürecine girmesi yerine karakterlerin revizyondan geçirilmesi gibi bir eğilim söz konusu. Ben kendi adıma resim ve diğer plastik sanatlar gibi bir sanat dalı olduğuna inandığım çizgi romanın dar bir persfektifle, çocukluk dönemine duyulan özlemin bir parçası haline getirmesine karşıyım.

Oyu Puanı: 11 - Ortalama: 4.83

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar
Anonymous
06 Haz 2007
bmycfuh qzukmnh wose uigade xpmlzkqr zavgu svmdqbtzj [URL=http://www.ojlwrqt.ruipkclhd.com]phjqwtbca pftiy[/URL]
Anonymous
06 Haz 2007
rdgybskce amdgnyhk rwgpkb nqhamer xrtfey duvfpmo yxjhkcsve <A href="http://www.pysxk.cbradone.com">nrct fedp</A>
Anonymous
06 Haz 2007
oyqh lcyzmsw drgxy amgspo nakhlm ghcuaqrd dxcz http://www.jeqil.geishyn.com

Bilgiler
Burda 33 ÇR Yazısı Kayıtlı
En Fazla Bakılan: Çizgi Roman Dünyasında Savunma Mekanizmaları
En Fazla Değerlendirilen: Çizgi roman üzerine düşünceler

ÇR Yazıları Bölümünü Gezen: 1 (0 Kayıtlı Üye 1 Ziyaretçi ve 0 Gizli Üye)
Görünen:


 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it